17.02.2022, 11:19 121

Gurbetçi Yatırımcılar Gözüyle Türkiye

Biz gurbetçiler hayatın getirdiği şartlardan ötürü, toprağımızı, ekmeğimiz, suyumuzu, alışkanlıklarımızı, akrabalarımızı ve arkadaşlarımızı geride bırakmak durumundayız ve üzerimize giyebildiğimiz kadarıyla bu değerleri geldiğimiz yerdekiler ile entegre etmek zorundayız.

Göç etmek binlerce yıldır hep vardı ve aynı şekilde yine devam edecektir ama benim üzerinde durmak istediğim son 120 yıldır Türkiye'den göç edip Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, Amerika, Kanada ve diğer ülkelere göç eden gurbetçilerdir.

1- 1900'lerin ilk yarısında göç eden Osmanlı İmparatorluğun ekonomik olarak zayıflaması ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarındaki ekonomik ve siyasi sebeplerin vesile olduğu Osmanlı bürokratları ve gayri Müslüm azınlıkların göçü: Bu kesim genel olarak Fransa, Yunanistan, Kuzey Afrika ve Amerika'ya göç etmiştir. Üzerinden 6-7 kuşak geçmesine rağmen torunlarının torunları da hala kendilerini "Türkiye"li görürler. Kültürel, tarihsel bağlılık hala devam etmektedir. Bulundukları ülkelerdeki Türk marketlerde alışveriş yapar, her fırsatta Türk filmlerini seyreder, Türkiye'ye tatile gelirler, yüzleri hep Türkiye'ye dönüktür. Amerika'da 30 yıl borçlanma, yıllık %2 'lik enflasyona karşılık gayrimenkulün % 5-ile %10 değer kazandığı ve sadece satın alınan gayrimenkulün sadece %20'sini peşinat olarak verildiği istikrarlı bir ülkeden neden gelinip Türkiye'de gayrimenkul yatırımı yapılsın. En önemli etmen, bu gurbetçilerin 6-7 kuşak geçse bile ailesini Türkiye'ye bağlama, kültürel bağlılık içgüdüsüdür.

Bu kesim ekonomik doyuma ulaşmış olup Türkiye'deki lezzet, kültür ve tarihten torunlarını bağlamak isteyen gayri Müslimler ile birlikte, bir de, Müslüman olan ve ekonomik doyuma ulaşmış çocuklarını "marjinal" gördüğü batı ananelerinden koparıp modern bir Müslüman ülkede büyütme isteğidir. Birçok Müslüman için yaşanabilir, modern Müslüman ülke denenince akla sadece Türkiye ve Birleşik Arap emirlikleri gelir, bu iki ülke arasında secim yaparlar.

2- 1970'lerde iş ve işçi bulma kurumu aracılığı ile özellikle Almanya ve Hollanda'ya göç eden gurbetçilerimiz en sahipsiz, en çok zorluk çeken ve iki kültür arasında kalmış "garip gurbetçilerdir" . Çünkü bu gurbetçiler genel olarak kırsal kesimden, ekonomik sebepler ile seçilmiş ve gönderilmiş kesimlerdir. Gittikleri ülkelerde onlarca yıl fabrikasından, köyünden, kasabasından başka bir sosyal alanda yaşamadığı için, kendisi ile götürdüğü örf adetini onlarca yıl korumak zorunda bırakılmıştır. Bu da bulunduğu ülkede adaptasyon surecine dahil olmamayı, çocukları ile aralarında derin uçurumlara ve Türkiye'ye döndüklerinde;

Bir yanda "Almancı" olduğu için dünyayı görmüş geçirmiş (ki bu insanlar gerçekte ismi Almanya olsa da, bir fabrika, köy veya kasabaya hapsedilmiş şekilde yaşamıştır) gibi beklentilere girilmiş,

Türkiye'deki insanla yaşamın normal gidişatına göre değişmiş olmasına rağmen, bu gurbetçi kesim gittikleri yıllarda kaldıkları için, Türkiye'deki kesim ile de ayrı düşmüş,akraba, esnaf tarafından da yolunacak kaz olarak görüldüğü için, yoğun ekonomik saldırılara, tecavüzlere uğramıştır.

Bu "garip gurbetçilere" Türkiye Cumhuriyeti devleti son yıllarda Yurtdışındaki Türk’lere gösterdiği ilgi ve alakanın hiçbirini göstermemiştir. Bunlar yurtdışında ve Türkiye'de sahipsiz bırakılmıştır. Gittikleri ülkelerde denek olarak kullanılmaktan tutun, Türkiye'deki mallarına akrabaları, esnaflar tarafından el konulmasına kadar birçok zorluk yasamıştır.

1900'lerde yurtdışına gidenlerin Türkiye'ye güveni bağlılığı 1970'lerde gidenlerden daha güçlüdür. 1970'lerde gidenlerin acıları çok derindir. Türkiye'ye gelip yatırım yapmak istediklerinde daha güvenilir yatırım olarak gördükleri memleketlerinde "tarla", "arsa" alma alışkanlığı daha çoktur. 1900'lerde gidenler İstanbul ve sahil şehirlerine ilgi gösterse de, 1970'lerde gidenler konut almaktan, memleketleri dışında bir şehirde gayrimenkul almaktan korkarlar, güvenmezler.

1980'lerdeki göç, daha çok Türkiye'deki iç kargaşa, askeri yönetim ve siyasi nedenlerden olan bir diaspora olayı olduğu için, daha eğitimli, bilinçli bir kesimdir. Bunlar Almanya. ve Fransa'nın dışında diğer Avrupa ülkelerine dağıldılar. Öncelikle Fransa, İsviçre, İngiltere, Danimarka, İsveç gibi ülkelere birçoğu mülteci olarak gidip çabuk adapte oldular. Bunlar yurtdışında teşkilatlandılar, çocuklarını okullara gönderip bir çok devlet dairesinde görev aldılar ve ticarete atlayıp geniş bir esnaf ağı oluşturdular. Teknolojinin de avantajlarından faydalanıp Türkiye ile bağlarını sıcak tutup hem bulundukları ülkelere adapte oldular, hem de Türkiye'dekiler ile aynı kültürü paylaştılar. Bunların çocukları bugün birçok ülkede milletvekili, eğitmenler, başarılı işadamlarıdır.

Bu kesimin Türkiye'deki gayrimenkule yatırımı bulundukları ülkeye göre değişiklik gösterir.

Almanya, Hollanda, İsviçre, Danimarka ve Norveç’teki gurbetçilerin esnaf olanları, vardiyalı çalıştıkları işin dışında ekonomik geliri olanlar, bulundukları ülkelideki vergi sistemi çok denetime tabii olduğu için, nakit kazançlarını beyan edip büyük vergilere tabii olmamak için, her yıl farklı yollardan (arabayla, uçakla, gemiyle yolculuk, son yıllarda bitcoin) bu nakitlerini "paralarını park edecek güvenilir liman" gördükleri Türkiye'ye getirirler. Bu kesimde memleketlerine yatırım yapar aman bir o kadar da yatırım fırsatı bulduğu Akdeniz ve Ege'deki sahil şeridine de yatırır. İlk zamanlarda ne kadar Mersin ağırlıkta olsa da, şimdilerde Antalya'dan Çanakkale’ye kadar uzanan bir sahil şeridinde yatırım yapmaktalar. Bunlarda da güvenilir, kimseye mecbur olmama, kiracı ile uğraşmama ruh haliyle "tarla" ve "arsa"ya yatırım yapanları da vardır. Ama çoğunluğu 40,000 ile 150,000 Euro bandında konut alıcısıdır.

Bu yıl imzalanan ve yürürlüğe giren "para takip" anlaşması gurbetçileri ve bu kesimini çok tedirgin ediyor ve şimdilik sosyolojik ve psikolojik etkileri nasıl olacak bilmiyoruz.

İngiltere ve Fransa'da vergi denetimi diğer Avrupa Ülkeleri kadar sıkı değildir, o yüzden buradaki gurbetçiler bulundukları ülkede de yatırım yapmışlardır. Bu ülkelerdekiler Türkiye'ye daha sık ziyaret edip Edremit, Bodrum bandında daha yoğunluktadır.

1990'lardan 2014'lere kadar ki göç çok yoğun olmasa da Amerika, Kanada, Avustralya'nın da öne çıktığı her kesimden insanlar kapsayan bir toplumsal kesimdir. Bunlar daha önceki gurbetçi gruplar gibi daha tam ekonomik doyuma ulaşamadığı için, emlak olarak daha emekleme çağındadır, yeni yeni memleketlerine, ve sahil şeridindeki bazı şehirlere yatırım yapmaktadır.

2014'den sonraki göç, yoğunlukla mevcut hükûmetin dışında kalan bütün kesimlerin isteyerek veya zorla yurtdışına çıkmak zorunda olan kesimdir. Daha önceki göç edenlerin büyük bir kesimi iç Anadolu ve doğudan olsa da, 2014'den sonraki göçte, ilk defa batıdaki şehirlerden çok yoğun bir göç yaşanmıştır.

2014'den sonraki göçe ekleyebileceğimiz birde "beyin" göçüde gerçekliğimizdir. Üniversite mezunu çocuklarını yurtdışına gönderden tutun, silikon vadilerinde araştırma yapmak isteyenlere kadar geniş bir yelpazede yurtdışında başarıyı yakalamak isteyen bir kesimde başarılı islere imza atmaktadır.

Gayrimenkul sektörü açısından son on yılda yurtdışına çıkanlarda daha alım gücü bir olgunluğa varmamış olsa da, bu kesim Türkiye için yakın geleceğin kütlesel ekonomik yatırımların hamisidir.

152 ülkeyi kapsayan tabloya göre, 9.5 milyon Türkiye'den göç etmiş, kendilerini güçlü bağlar ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gören, azınlık halkları veya Türk yurtdışında yaşıyor. Bunların bir kısmı üzerinden kuşaklar geçtiği için ve bazılar Almanya gibi ülkelerde çifte vatandaşlık hakları olmadığı için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değildir, ondandır ki, Almanya'da 3.5 milyon gurbetçimiz varken resmi kurumlarda sadece 2 milyon kisi görünüyor.

Gurbetçi olmanın olumlu yanları olsa da, zorluklar ile baş edemeyen, ruh sağlığı olumsuz etkilenen, depresyon, sosyal fobi, anksiyete bozuklukları ve paranoya olan gurbetçilerimizde oldukça çoktur. Bilmediğin sokaklarda yürüyor olmak, her defasında farklı bir ile düşünüp diğer dille konuşmak, kendini ait hissetmemek, hastalandığında ve olduğunda kendisinin yalnız kalabilme ihtimali, kültürlerle, nesillerle hep "ara"da kalma duyguları gurbetçiyi zayıf duruşu, korkak yapar, güven duygusunu yitirir.

Son yüzyılda Türkiye'yi terk etmiş yurtdışına yerleşmiş tahmin edilen gurbetçi sayısı şöyledir:

ALMANYA 3,500,000

FRANSA 900,000

HOLLANDA 750,000

İNGİLTERE 400,000

ABD 400,000

AVUSTURYA 270,000

BELÇİKA 250,000

İSVİÇRE 200,000

AVUSTRALYA 150,000

KANADA 80,000

DANİMARKA 75,000

İSVEÇ 70,000

SUUDİ ARABİSTAN 60,000

BULGARİSTAN 60,000

AZERBEYCAN 50,000

İTALYA 50,000

RUSYA 40,000

YUNANİSTAN 30,000

GÜRCİSTAN 30,000

NORVEÇ 25,000

Türkiye'de yıllık satın alınan 50,000 konutun Avrupa ve Amerika kıtasından gelen kesimi aslında "yabancılar" değil gurbetçilerimizdir. Kuşaklar boyu nüfus kaydı yapılmadığı veya çifte vatandaşlık engelinden dolayı vatandaşlıktan çıktığı için bulunduğu ülkenin kimliği ile gelip emlak satın aldığı için "yabancılar" istatistiklerine dahil ediliyor. 9.5 milyon gurbetçinin yıllık gelir düzeyi, biriktirdiği serveti Türkiye'deki nüfusa göre daha yüksektir ve bu da onları daha güçlü potansiyel gayrimenkul yatırımcısı yapar.

Türkiye de ki ortalama konut fiyatını 50 bin euro düşünürsek, Avrupa da ki bir gurbetçi için büyük bir meblağ değildir ve Türkiye'deki vergi sistemi, kültürel birlikten dolayı gurbetçi en çok yoğunlaşması gereken potansiyel yatırımcı iken tarihsel olarak çokta üzerinde durulmamıştır.

Gurbetçiyi Türkiye'de yatırım yapmaya alıkoyan sebepler nelerdir:

1- Para transferi, Türkiye'deki biri için anlamsız olsa da, birçok Avrupa Ülkesinde sana ait olan parayı veya evdeki nakiti yurtdışına çıkarmak başlı başına bir vergi riskidir.

2- Türkiye'deki işleyişe, terimlere, bölgelere yabancı olmak.

3- Tapu işlemlerinin Büyükelçilik, konsolosluk değil de, gurbetçinin gözüyle sokakta, tapu dairesinde, kendisini güvende his etmediği bir ortamda yapılması.

3- Türkiye'deki tüketici hakları ve güvensizlik: En önemli ve en çok üzerinde durulması gereken konu budur: Dünya'nın birçok ülkesinde yurtdışından gelen turist ve yatırımcı için ekstra hassas zabıta, kurumlar, tüketici hakları yürüklüktedir. Yerliye 2 lira, turist veya gurbetçiden 5 lira çay parası alan esnaf 3 liralık zarar vermiyor, bir "güvensizlik" korku dünyasını inşa ediyor. Gurbetçi tüketici hakları ve bunu takip eden hızlı bir mekanizma oluşturulmadığı sürece, "esnaf", "emlakçı", "akraba" gurbetçiye kazık atar ve gurbetçide Türkiye'nin dürüst gayrimenkul danışmanın, esnafın hizmetinden faydalanıp, çok istediği çocuklarını Türkiye'ye bağlamak, parasını ülkesine bırakmak hevesindeki yatırımını yapamaz.

"YABANCI ORTALAMA 80Bin dolara satın alıyor ve $20bin dolar harcıyor."

Yani, Irak, Iran, Afganistan'dan gelen Müslüman kardeşlerimiz İstanbul, Antalya, Sakarya, Bursa'da yılda 25,000 civarında konuta 2,5 milyar dolar,

Gurbetçiler Almanya, ABD, Fransa, Danimarka, İsviçre’den gelen kardeşlerimiz memleketlerinde, Ege ve Akdeniz sahillerinde 4 milyar dolar bırakıyor,

Ve bizim bunları korumaya, çoğaltmaya yönelik etkin politikalarımız yok.

Biz gurbetçiler, büyükelçiliklerde tapu işlemi yapabilmeyi (şu anda sınırlı sayıda olanın daha da arttırılmasını), aldığımız her satışa değerleme uzmanı zorunluluğu, TAKASBANK sisteminin kullanımın zorunluluğu ile paramızın ve alacağımız Gayrimenkullerin Devlet tarafından güvence altına alınmasını (Yurtdışında kullanılan Trust Hesaplar gibi), Yurtdışında Türk Emlak Ofisleri açılmasına teşvik edilmesini ve Türkiye'ye geldiğimizde hızlı, etkin gurbetçi hakları işleyişi yürürlüğe konulmasını istiyoruz.

Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için lütfen üye girişi yapınız!